37

“Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.”



Tezer Özlü.

36

“Dinle böceğim,uzun bir seyahate çıkacağım,hareketimden evvel bazı şeyleri söylemek arzusundayım;

Yokluğum fazla uzayabilir,zaman zaman dediklerimi dinleyerek saptarsın ki: hayatta kimse kimseyi anlayamaz,kimse kimsenin yerini tutamaz;aşk dediğimiz,ya vahim bir yanlış anlaşılmadır,ya kötü bir hayal kurma tarzı: iki kişinin ikisi de,öbürünün yerine hayal kurmaya kalkıştığından,sükut-u hayaller eksik olmaz!sen dediğime kulak ver,kendimizden başkasını sevemiyoruz;sevdiğimiz,şahsiyetimizin dışlaştırılmış,bir başkasının üzerinde somutlaştırılmış hayali; o başkası da kendisini üçüncü bir şahıs üzerinde dışlaştırır,somutlaştırır: arada ahenk kurulamaz,nasıl kurulsun,sevdiğimizle sandığımız farklı! çift demek,yan yana iki yalnızlık demek,beraber bile olamamış, kesişmesi bile zor! onun için böyle bir hayatı içine girip kurbanı olmadan yaşayacaksın,yani uzaktan.yakında olmayan sevgili tahayyülde yaşatılır,hayalde yaşatmak az evvel açıkladığım kaideye uygun olarak,onu kendine benzetmektir; yanında bulunmayacağından,o buna ne itiraz edebilir,ne müdahale: sevdiğini hayalinde değiştirdikçe,kendine benzettikçe daha çok seversin,böylece denge korunmuş olur. sevmek! sevmek esasında alıp başını gitmektir,sevgiliden uzaklaşan mutlak aşka yaklaşır,sevdiğini gönlünde kendi bildiğince yeniden yaratarak…

Attila İlhan.

35



jülyet terasta saçlarını kurutan bir kız şimdi
biraz sonra kapının önüne romeo parkedecek
akşam berlin/jerusalem filmine gidecekler
ya sen, napolyan, benim ahmak sevgilim ?

bölüşülen sıcak somun şarap ve siyah gül eşliğinde
diğeri birine sevdiğini söyleyecek
ya sen, benim hiçbir şeyden anlamayan ahmak sevgilim,
başka semtlerin meleği ya sen ?

-Lale Müldür

34


Bir uzaklık, ilk günlerdeki gibi, gizil rezonanslar…

Piyano seslerinin ve masaların üzerindeki cam

kırıkların arasından ona yaklaştın.

O yüzünü dönmedi.

İçinde bir şey, fümerol gibi bir şey, onu sevdi.

Hava yapıştı yüzüne. Sonunda anladı gerçek ismini

ve sana ne olmadığını söyledi.

Ağaçların arasında yitiyor gölgen, uzaklıklar, Pompei…

Biri yaralıyor diğerini

boğuyor

yutuyor

Lale Müldür.

33

Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki

Saba yeli beni ona ulaştırabilsin

-Fuzuli

32

Cesaretimi toplayana kadar Yarısını sen aldın Beni sömürdün yaptıklarınla Beni özgürleştirdin yaşattıklarınla.

-Sappho

31

“Belki de unutursun sen beni. Ama bil ki, gelecek günlerde, Bir takım insanlar anacak beni.”

-Sappho

30

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

-Attila İlhan

29

Bir rüzgar dalgalandırır saçlarını soğut bir ürperti kaplar tüm bedenini

Bir sıcaklık arar ellerinde, bulamaz, üşür.

Üşümek kaderidir çobanın

-Nazım Demirci

28

“bana okyanus gerek. içimdeki kumu temizlemek için.”

-carole freschhette.

  archive